logo

Yedi Emekçi Kadın

Yedi Emekçi Kadın

Her Sekiz Mart Dünya Kadınlar günü yaklaştığında, yılın bir tek günü dahi olsun kadın varlığının dile getirilmesinden dolayı, büyük heyecan duyarım.

8 Mart 1857 de Amerika Birleşik Devletlerinin  Newyork şehrinde 40 000 dokuma işçisi grev başlattı. Fakat polisin saldırısı ve fabrikanın kapılarının kilitlenmesi sonucunda fabrika da çıkan yangın da 129 kadın işçi yaşamını yitirdi.
1910 yılında Uluslar Arası Sosyalist Kadınlar Konferansında Clara Zetkin, 8 Mart 1857 de yaşamını yitiren kadın dokuma işçilerinin her yıl 8 Mart da anılması ve bu günün onlara ithaf edilmesi önerisini sundu ve öneri kabul edildi.
Bu mücadeleci, cesur kadınları saygı ile anmadan, ve bu günün neden önemli olduğunu belirtmeden, yazıma başlamak istemedim.
Aradan bir buçuk asır geçmesine rağmen, gelişmiş ülkelerin kadınları dışında kalan kadınlar, bırakın kadın hakları insan haklarının, insana sunduğu haklardan bile yararlanamadılar.
Kadının doğduğu coğrafya, kaderi oldu.
Acımasız, kadını ezen, yok eden, karanlık ahlaksız bir coğrafya.
Hukuk kurallarının uygulanmadığı yerlerde, kader, fıtrat kelimesi gelir has köşeye oturur. Çünkü yaşanılan olayların mantıklı bir açıklaması yoktur.
Babasının tecavüzüne uğrayan bir genç kıza, annesinden dolayı nikah düşüp düşmeyeceğini, sözde ulemalara çok sıradan bir soru gibi yönelttiler.
Genital gelişimini yok sayarak, cinsel ilişki sırasında yaralanıp ölebileceğini hesaba katmadan, çocuk yaştaki kız çocuklarına nikah kıyılabileceğini devlet kanallarından haykırdılar.
Bir kereden bir şey olmazdı nasılsa.
Bir kere tecavüzden , bir kere dövülmekten, bir kere sokak ortasında öldürülmekten bir şey olmazdı.
Tecavüze uğrayan bir kadına ya da bir çocuğa sorun bakalım hayatı bir daha normale dönebiliyor mu ?
Soramazsınız.
Ama tecavüzcüsüyle evlendirmek için yasa çıkarırsınız.
Kadın baskıyla, töreyle, gelenekle aklınıza gelebilecek her türlü cambazlıkla kumpasa alınmış, susturulmuş durumda.
Anlayana sessizliğin dili ağırdır. Görülmeyeni, ses edilmeyeni duyar işitir. Bir kez konuşmaya başladı mı sesinin kuvveti yıkıcıdır.
Tıpkı Clara Zetkin gibi hayatın olduğu her yerde savaşıyoruz.
Daha iyi, daha özgür yaşayabilmek, çocuklarımıza daha özgür bir yarın bırakabilmek için savaşıyoruz.
Her gün umutlarımızı kuşanıp, cenk meydanlarına çıkıyor nereden geleceğini bilemediğimiz düşmanımıza karşı siper alıyoruz.
Düşmanımız pek çok.
Yaşam şeklimize, babamız, kocamız, erkek kardeşimiz, mahallenin bakkalı, mahallenin muhtarı,caminin imamı, devletin bakanı, başbakanı karar veriyor.
Çünkü bizim aklımız, fikrimiz yok.
Saçımız uzun aklımız kısa.
Kadın kısmını başkaldırınca döveceksin, görünmeyen yerlerine vur ki belli olmasın sonra da sevişeceksin.
Yoo durun bakalım orada.
Haddinizi bilin.
Ne aklımız kısa, ne de öyle sizin düşündüğünüz gibi güçsüzüz.
Kabul etseniz de etmeseniz de biz her alanda varız.
Hemde gümbür gümbür.
Şarkılarla halaylarla yüreğimizdeki umutlarla biz her yerdeyiz.
Kimimiz doktor, kimimiz öğretmen, kimimiz işçi, kimimiz anne , kimimiz gazeteci kadın olarak biz her yerdeyiz.
Daha bu gün Ankara’da ki 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü proğramı için yola çıkan 41 sendikalı yoldaşımız kaza geçirdi yedi tanesi hayatını kaybetti.
Onların hayatlarında bir amaçları vardı, daha iyiyi, daha güzeli, daha özgürü hayal etmiş, ve hayallerinin gerçek olması için yollara düşmüşlerdi. Eğer şehit kelimesinin bir anlamı varsa kendi hayatlarını, ve diğerlerinin hayatlarını kurtarmak için, daha yaşanılır kılmak için savaşırken şehit oldular.
Yarın şimdi daha da önemli bir gün.
Onların bayrağını yerden alıp ulaşması gereken yere ulaştırmalıyız hep birlikte.

Share
184 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.