logo

Kara Tarih İstiklal Mahkemeleri


Hacer Tolun
hacertolun@habervideo.tv

“SANIKLARIN İDAMINA TANIKLARIN BİLAHARE DİNLENMESİNE”

Tarihimizde kara bir lekedir İstiklal Mahkemeleri. Verdikleri en kanlı kararlarla tarihe geçmiştir. Tarih çok açık ortadaydı ancak ısrarla hasıraltı edildi İstiklal Mahkemeleri. Sorulunca ‘ zorunluluktu, mecburiyettendi’ denildi. Bir Millet sustu, bir milletin nefesi kesildi yağlı urganlarla, bir millet öldü aslında sessiz çığlıklarıyla. En kötüsü de neydi bilir misin? Yine ölselerdi, yine nefesleri kesilseydi ama bu karar adil bir sistem içinde verilseydi, bir savunabilselerdi kendilerini bir kelam edebilselerdi belki yine kesilecekti nefesleri ama kelimeleri boğazlarında düğümlenmeyecekti. Bir sıkımlık cümleleri vardı o bile çok görüldü cellatları tarafından.

Hele ki geçiren boynuna o yağlı urganı bir hukuk adamı olaydı. Adalet uğruna yeminini etmiş bir vatansever olaydı, belki tarih başka yazardı bunları.
Bakıldığında, İstiklal Mahkemeleri, kanunla kuruldukları için yasaldılar ancak yargılama usulleri açısından hukuka aykırıydılar. Üyeleri, Meclis içinden seçiliyordu ancak savcı hariç üyeleri hukukçu değildi. Kapılarının üstünde ‘İstiklal Mahkemesi Mücadelesinde Yalnız Allahtan Korkar” yazardı. Kararın verilmesi için delile gerek yoktu. Kendilerini savunmaları imkânsızdı, zaten buna vakit de yoktu. Karar alındı mı tez uygulanmalıydı. Kararlar sözde hâkimlerin vicdani kanaatine göre verilirdi ve temyiz edilemezdi. İnfazlar hemen o gün gerçekleşirdi. Kararlar o kadar acele ile alınır ve yerine getirilirdi ki, yanlışlıkla başkasının yerine idam edilenler bile olurdu.

Yargılamaları hukuk dışıydı;

Mahkemenin halk arasındaki adı “3 Aliler” divanıydı…
İsmi mahkemenin 3 üyesinden Kılıç Ali, Necip Ali ve mahkeme başkanı Kel Ali‘den geliyordu.

ist

Ancak Ali’lerin 3’ü de hukukçu değildi…

Herkesin korkup köşelerine çekildiği bir zamandır 1920-1927 tarihleri. Genç Cumhuriyet sancılı günler geçirmektedir.
29 Nisan 1920’de Mehmet Şükrü Bey’in TBMM’ye verdiği önergeyle ‘Hıyanet-i Vataniye Kanunu’ kabul edilir. Tehdit unsuru sayılan hareketlere karşı daha sıkı tedbir almak isteyen Dr. Tevfik Rüştü Bey, Mustafa Kemal’e İhtilâl Mahkemeleri kurulması için bir öneri verir. Kanunun çıkarılmasından sonraki dört aylık dönemde, düzenin sağlanamaması üzerine, 1793’te, Fransa’da kurulan olağanüstü yetkilere sahip ‘İstiklal Mahkemesi’nden esinlenilerek ‘İstiklal Mahkemeleri’ kuruldu. Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa da 14 İstiklâl Mahkemesi kurulması için öneride bulunur ve mahkemeler Temmuz 1921-Ekim 1923 tarihleri arasında çalışır.
1921’de kurulan ilk İstiklal Mahkemelerinde kıyılır canlara sualsizce, vicdansızca. Asılan herkes sözde mahkemeye göre vatan hainidir. Ne âlimlerin, ne ilim adamlarının boynuna geçirilmiştir yağlı urganlar..

1923’te tekrar açılan ikinci dönem İstiklâl Mahkemeleri, 1927’ye kadar devam eder. Ulusal otoriteyi sağlamak için kurulan bu mahkemeler bir süre sonra binlerce masum insanın idam edildiği bir yapı haline gelir. Ankara İstiklâl Mahkemeleri’nin Başkanı Ali Çetinkaya nam-ı diğer Kel Ali, savcısı Necip Ali Küçüka ve üyesi Kılıç Ali’dir. İşte bu ‘Üç Ali’, yapılan birçok haksız yargılamayla hafızalara kazınır. Gerçekleştirilen idamlarda kadrolu olarak görevlendirilen Keskinli Cellât Kara Ali, kendisiyle yapılan bir röportajda: “Ben Ankara’da 6128 kişinin sehpada ipini çekmişim.” der.

11 Ağustos 1923 günü yeni bir Meclis kuruldu… Ama bu kez Mecliste muhalefete yer verilmedi… Eskiler tümüyle tasfiye edildi ve bunun “inkılaplar” için gerekli olduğu söylendi…
İnkılabın ne demek olduğun da İstiklal Mahkemelerinin başkanı Kel Ali anlattı…
“İnkılaplar; suçlular, hainler hatta şu veya bu nedenle vücudu zararlı olanlar kısacık mahkemelerden sonra öldürüldükleri zaman oluyor” dedi….
3 Mart 1924 günü verdi en büyük sınavını Genç Cumhuriyet. Hilafet o gün uzun tartışmaların sonunda kaldırıldı ve kaldırılan hilafet ile Anadolu’da kaynayan kazan taştı. İsyanların ardı arkası kesilmiyordu.

Ve Hükümet devrildi !!

Fethi Okyar, başbakanlık görevini İsmet İnönü‘ye devretti.. İsmet İnönü de isyanı bastırmak için çözümü İstiklal Mahkemelerinde buldu !!
İsyanlara katılan ya da katılmayan, destek veren ya da vermeyen kim varsa asıldı.
28 Kasım 1925 günü Takriri Sükûn kanununun devamı niteliğinde 625 sayılı yeni bir yasa daha çıkarıldı muhalefetsiz Mecliste…
Kanuna göre artık herkes şapka takmak zorundaydı…

ist

Takmamak ya da şapka takmamaya özendirmek ise büyük bir suçtu… Cezası da idamdı…
Mahkeme değil, demokrasinin, tarihin yüz karasıydı İstiklal Mahkemeleri…
Biri hakkında bir söylenti çıkması yeterdi…
İftira olsa da fark etmezdi…

3 Aliler Divanı o an devreye girer ve vücudunu zararlı buldukları kim varsa asardı…
Ve tarih ne hikâyelere ne trajedilere tanıklık etti. Tanıklık etti etmesine de, tarih yazdı yazmasına da insanoğlu kapadı gözünü, kırdı kalemini bu kara tarihe..

İstiklâl Mahkemeleri’nde idam edilen tek kadın ;

İstiklâl Mahkemeleri’nde birçok insanın şapka yüzünden asıldığı bilinir. 24 Kasım 1925’te Kahramanmaraş’ta kurulan 23 darağacında bir de kadın vardır: Şalcı Şöhret Bacı. Erzurum’da yetim çocuklarına bakmak için el işi şal örüp çarşıda satan bir annedir o. Devlet birden şapka giymeyi emredince, yayılan dedikodularla birlikte Maraş halkı protesto amacıyla şehir merkezine doğru yürüyüşe geçer. O esnada kadınlar hamamından çıkan Şöhret Bacı‘ya “Senin oğlanlar hükümeti taşa tutuyor, git onlara sahip ol.” der biri. Fevri bir kadındır Şalcı Bacı. Güçlü, mücadeleci, vatansever bir Türk kadınıdır. Bohçasıyla hamamdan dışarı fırladığı gibi hükümet konağının önüne gider. Asker ve halk arasında sürtüşme olduğunu görünce evlatlarını aramaya başlar. Bulamayınca, oğullarını askerlerin teslim aldığını düşünür. Annelik duygusuyla bağırarak bohçasındaki takunyaları askerlere fırlatır. Ne olduğunu anlamadan tutuklanır, yargılanır ve 22 erkekle birlikte asılır. Rivayete göre, “Ben hatun kişiyim, şapkayla ne işim olur?” dese de dinletemez kimseye. İdam edilirken kadın olduğu anlaşılmasın diye başına çuval geçirilir. Bu süreçte idam edilen ilk ve tek kadın olur.

MEZARINDAN ÇIKARIP ASTILAR;

İstiklal mahkemesi o tarihlerde şapkaya karşı çıktığı için Mevlevi ibrahim hakkı Efendi’yi gıyabında idama mahkûm eder. Fakat hoca efendiyi bulamadığı için bu idamı gerçekleştiremez. Bir sabah İbrahim efendi ruhunu Allah’a teslim eder. Çocukları babalarının ölüm haberini istiklal mahkemesine bildirir. Mahkeme tarafından köye bir müfreze gönderilir. Müfreze başındaki yetkili bu durumu kabul etmez. “olmaz. Bu adam kanuna karşı geldi mutlaka asmam lazım.” der. Bunun üzerine kabir açılır. Şahitlerin huzurunda kanuna muhalefet etmek suçundan ceset asılır sonra tekrar gömülür.

“VERGİ DE VERECEĞUZ, SERPUŞ DA GİYECEĞUZ”

Rize’de ise başka bir vahim tablo vardır. Modernleşmenin simgesi olan şapkayı giymek istemeyen kentin kıyıları bomba altında bırakılır. Bu görev ise Balkan Savaşları’nın ünlü Hamidiye zırhlısına verilir. İki gün süren top atışından sonra Rize’ye gezici İstiklâl Mahkemesi gelir. Top atışıyla ölen ve yaralananların dışında 143 kişi bu mahkemede yargılanır. Bir günde yapılan yargılamada 8 kişiye idam cezası verilir ve infazlar gerçekleştirilir. 55 kişi de farklı hapis cezalarına çarptırılır. Bu ailelerin birçoğu korkudan soyadlarını değiştirir. Köylüler o gün söyledikleri bir deyimle yaşananların ironisini de ortaya koyar: “Atma Hamidiye atma, vergi de vereceğuz, serpuş da giyeceğuz.”

İstiklal Mahkemelerini ‘ devrimler kanlıdır, kan akar ancak devrim evrime dönüştükçe barışçıl bir hal alır” diyerek haklı görenlerin de vicdanlarından şüphe ederim.
Sadece İstiklal Mahkemeleri miydi? İşin içinden çıkılamadığı durumlarda devlet, hükümet dara düştüğünde akıllarına gelen ilk şey idam oldu.
Sonra 1961 ve 1972 yıllarında kıyılan canlar…

Menderes, Polatkan, Zorlu

On yıl başbakanlık yapan Adnan Menderes ile Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan‘ın 16 ve 17 Eylül 1961’de idam edildiler.
Gezmiş, Aslan, İnan
6 Mayıs 1972’de, Türk Halk Kurtuluş Ordusu, THKO üyesi Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan idam edildi.

Kim kime göre haklıydı, kimin canı yanarken kimler düğün bayram etti.. Cellat bazen devrim oldu, bazen sağ denildi bazen de sol..

Yağlı urganlarla ne vatan sağ oldu ne millet!

Yağlı urganlarla dokuduğunuz tek şey “kara bir tarih” oldu..

Dileğim o ki, Milletim bir daha asla yaşamasın böyle kara günleri. Ve kimse unutmasın; tarihin tanıklık ettiği hiçbir olay yok edilemez, yok sayılamaz. İnsanoğlu sağır, dilsiz, kör olur da tarih asla susmaz, duymazdan gelmez, kapamaz gözünü gerçeklere… Bir tokat gibi vurur milletin yüzüne yüzüne..

Share
250 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

#

Kara Tarih İstiklal Mahkemeleri” için 1 yorum

  1. Azim Celebi : diyor ki:

    Tebrik ederim Hacer! Çok güzel bir araştırma yazısi olmuş.

    0

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Sağlıklı Günlerdir En Güzel Günler

    23 Mart 2017 KÖŞE YAZILARI

    Şöyle derin derin bir nefes alarak şükürle başlayabilirim bugün yazıma.. Saatleri, günleri, hatta 2 koca haftayı bitirdik, yazamadık çizemedik el kaleme varmadı değil de, 5 dakika dahi zaman bulunamadı diyebiliriz. Önce size hayattaki çok kıymetli şeylerden bahsetmek isterim bugün. Hani öyle altın, elmas, yat, kat gibi değil! Çünkü insanoğlu hırsı ve başarısı ile tüm bunlara bir şekilde sahip olabilir. Kolay ya da zor sahip olmanın bir takım kader cilveleri eşliğinde size kalıyor olmasını gerektiren şeyler en kıymetliler olamaz. Döndürmes...
  • Truman Show

    10 Mart 2017 KÖŞE YAZILARI

    Size bir filmden söz edeceğim bu gün. Uzun zamandan beri her birimizin birer Truman olduğunu düşünüyorum. Bu filmi izlemeyenler için yeniden hatırlatayım. Truman Burbank, cenneti aratmayacak bir adada yaşamaktadır. Bir işi, evi, karısı, arabası, sıradan, sizin bizim gibi bir hayatı vardır. Fakat bu bir oyundur, ve Truman dışında herkes bunun bir oyun olduğunu bilir. Trumanın hayatı, hiç reklam vermeden, 24 saat bir televizyon kanalından canlı yayın olarak  yayınlanmaktadır. Canlı yayın Trumanın doğumuyla başlamıştır. Stüdyo bir adadır, Trum...
  • Yedi Emekçi Kadın

    08 Mart 2017 KÖŞE YAZILARI

    Her Sekiz Mart Dünya Kadınlar günü yaklaştığında, yılın bir tek günü dahi olsun kadın varlığının dile getirilmesinden dolayı, büyük heyecan duyarım. 8 Mart 1857 de Amerika Birleşik Devletlerinin  Newyork şehrinde 40 000 dokuma işçisi grev başlattı. Fakat polisin saldırısı ve fabrikanın kapılarının kilitlenmesi sonucunda fabrika da çıkan yangın da 129 kadın işçi yaşamını yitirdi. 1910 yılında Uluslar Arası Sosyalist Kadınlar Konferansında Clara Zetkin, 8 Mart 1857 de yaşamını yitiren kadın dokuma işçilerinin her yıl 8 Mart da anılması ve bu ...
  • Fırat Kalkanı

    01 Mart 2017 KÖŞE YAZILARI

    Referandum aşığı Kılıçdaroğlu Dün Kılıçdaroğlu’nun CHP grup toplantısında yaptığı konuşmanın bir kısmı ciddi anlamda beni dehşete düşürdü. CHP Lideri Kılıçdaroğlu "Suriyelilere vatandaşlık verilsin mi verilmesin mi referanduma gidelim bu kadar açık bu kadar net. Rakka’ya gidelim mi gitmeyelim mi gel referandum yapalım, millete soralım; Rakka’ya bu ülkenin, Anadolu’nun gariban çocukları gitsin mi gitmesin mi?” Yani sosyal medyada ‘cehaletin dibinde yapılan siyaset’ gereği söylenilen “Suriyeliler gitsin savaşsın” söylemini anlarım da siyas...