logo

Biz Dini Böyle Bilmezdik!

Biz Dini Böyle Bilmezdik!

Düşünceleri yazı ile dile getirme, yazma eylemi bir tür hesaplaşmadır.

Hayatın içinde yolunda gitmeyen, akla mantığa sığmayan olayları bir metaforla  kızım sana söylüyorum gelinim sen anla üslubuyla anlatmaya, benzerlikten medet ummaya çalışsanız da gerçek,üzerine giydirmeye çalıştığınız benzetmeyi semer tutmayan at gibi sırtından atar.
“Gerçek” benzetme kabul etmez.
 Hz Adem ve şeytan tanrının huzuruna çıkarlar.
Tanrı buyurur; ” ey Adem, ey Şeytan sizler benim yeryüzündeki elçilerimsiniz. Benim emir ve buyruklarımı yeryüzündeki kullarıma iletmem için , peygamberler, kitaplar, alimler, ulemalar,liderler göndereceğim. Sizleri de , benim emir ve buyruklarımı iletmek için göndermiş olduğum aracıları kullarıma anlatmanız için görevlendiriyorum.”
Tüm melekler ve Adem evet dediği halde şeytan,   Ademi topraktan yaratırken beni ateşten, ondan ,bundan, şundan, dolayısıyla ben evet demem hayır der çıkar.
Şeytan hayır dediği için mahşer gününe kadar lanetlenir , cennetten men edilir.
Evetçiler cennete gidecek melekler, hayır diyecek olanlar mahşere kadar lanetlenecek şeytanlar.
Bunları ben söylemedim.
Bir televizyon kanalında izlediklerinden dolayı isyan eden, bir din adamının feryatları arasında gördüm işittim.
İnsanların en masumane duygularından medet uman din tacirlerinin ortalıkta elini kolunu sallayarak, insanları inançlarını sonuna dek bir kan emici gibi sömürmeye, somurma ya çalışmalarını defalarca, defalarca arkası yarın dizileri gibi izlemekten yorulduk.
Biz dini böyle bilmezdik.
Bir dağın tepesine kurulan ramazan topunun sesini, akşam vakti sokaklarda bekleşen çocuklardık. İftar sofralarının evimize yaydığı huzuru kokladık pek çoğumuz.
İnanmasak da, inananlar için hep bir köşede hazır ol vaziyetinde tertemiz seccadelerimiz vardı.
Kardeşi kardeşe düşüren Habil ile Kabili hiç sevmedik.
Zulmü ile İsrail oğullarının canına tak ettiren Firavunun  sonunu getirecek olan Musa bebeğin suya bırakıldığı sepetin sarayın kenarına getiren, adaletin er geç tecelli edecek olma halini benimsedik.
“Haram yeme!”  buyruğundaki, yeryüzü ananın her doğurduğu canlıya yetecek kadar sütünün olduğunu, çalınmazsa, açgözlü olunmazsa  herkese yeteceğini, insanların evlerine götürecekleri ekmeklerinin, Yaradanın insanlara verdiği canın devamı için  verildiğini, verilen rızkın çalınmasının en büyük suç olduğunu öğrendik.
İnançlarımız, doğru bildiklerimiz,toplumumuza yakışan ,yardımlaşma, hoş görü,sevgi saygı gün geçtikçe, kendini bilmez insanların kalplerinin kirine bulanıyor. Bu kir hızla çoğalıp bir bataklığa dönüşüyor. Bataklıklarda canlılar yaşamlarını sürdüremezler. Hızla  kokuşur ve çürür.
İçten içe çürüyoruz, yaygın bir hastalık gibi, toplumun kökünü
kurutacak veba salgını gibi.
Biz dini böyle bilmezdik, peki ya siz nasıl bilirdiniz?

Share
114 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ